11 Haziran 2014
Mine Ömer’in çağrısı üzerine Karşıyaka- Bostanlı Park Kafe’ye saat on birde başlayacak olan kahvaltı için yola çıktım. Balçova’dan Konak’a geçip oradan vapura binip Bostanlı’ ya geçmek istiyorum. Saat on otuzu iki dakika geçe varabildim Konak’a ve vapur gitti. İki dakika ile kaybettim hakkımı. Yenisi, saat on birde. Eh, on beş, yirmi dakikaya varırım ama geç olur, çözümü de yok, yoktu. Ve on bir vapuruna binip Bostanlı’ya ulaştım ki arkadaşlar daha anca oturmuşlar. Mine Ömer karşıladı, “hoş geldiniz” dedi. Tanıdık yüzler Mazhar Alphan, Selami Şimşek atölyeden arkadaşlar, sonra Sina Akyol, Hayri Yetik, Hakan Cem (Cem ile ilk karşılaşıyorum ama ödülünü biliyorum) Hüseyin Yurttaş, Oğuz Tümbaş vd… Bir “nasılsın iyi misin?”sohbeti, Kurşun Kalem dergisi ile ilgili kısa bir konuşma Mine Ömer tarafından yapıldı. Sonra kalkışlar, Kurşun Kalem’e teşekkürler. Ben Hüseyin Yurttaş ile kalkıp Karşıyaka’ya geçtim, iskele önünde inip Hüseyin’den ayrıldım, sahaflara uğramak üzere.
12 Haziran 2014
Varlık dergisi Haziran 2014 sayısında Salih Bolat ile yapılan söyleşiyi ve Hilmi Yavuz ile ilgili yazıyı okudum. Gözüme Tozan Alkan’ın “Düzyazı şiir” i ilişti. Akıcı bir anlatımı var Alkan’ın. Bir bölümü dikkatimi çekti bu yazının, içeriğiyle ilgili değil ama yine de şu bölümü alacağım ve yazıya tekrar dönüp bakmama neden oldu bu bölüm: “Küçük bir itirafta bulunacağım” der Baudelaire, devamla: “Aloysius Bertrand’ın Gaspard de la Nuit’sini (sizin, benim ve dostlarımızdan kimisinin bildiği, hepimizin müthiş diye anılmayı hak ettiğini düşündüğü bu kitabı) en azından yirminci kez karıştırırken geldi aklıma bu kitabınkine benzer bir şeyler denemek, onun o eski zamanların resimlere konu olmuş yaşamını çizerken uyguladığı yöntemi, çağdaş yaşama, daha doğrusu daha çağdaş ve daha soyut bir yaşamın tanımlanmasına uygulamak.” agd s 84
Bir kitabı “en azından yirminci kez karıştırmak!” Hangimiz sevdiğimiz bir şiiri, bir öyküyü yirminci kez okuyoruz, ben okumadım; ama okuyacağım artık.
13 Haziran 2014
Dört gündür Irak ve Suriye’de bulunan olaylar konuşuluyor, haberin en ilgincini bugün bizim başbakanın ülkemizde koruduğu ve baktığı Irakta idama mahkum olan Haşimi’nin sözü dikkatimi çekti. “Irak baharını yaşıyor” “Irak kurtuluyor, Sünniler baskı altındaydı, kurtuluşunu kutluyor” dedi IŞİT adlı örgütün işgal eylemleri hakkında. Musul hiç direnmeden teslim oldu, Irak’ın paralı askerleri kaçtı. İlginç değil mi? Devletimiz de bu örgütü ABD’den korktuğu için “terörist” ilan etmişti on gün önce falan. Öyle görünüyor ki, bu eylem, savaş planlı ve ABD’nin örgütlemesi… Irak üçe bölünüyor artık. Görüntüler çok kötü tabii.
“Üşüştü”, üşüşmek sözcüğü beni yaralayan bir sözcük. Bir dizemde kullanmıştım ve Metin bu sözcüğü anlamadığını, şiirsel olmadığını söylemişti, tıpkı şu “tütmek” sözcüğü gibi. Üşüşmek sözcüğünü şimdi Hilmi Yavuz’un kullandığını görüyorum.
“kara sinekler üşüştü, pis,
üstümüze…trohom muyuz
yoksa şark çıbanı mıyız hepimiz?” agd s 40 (Ali Günvar’ın Yara şiirleri üzerine yazısından)
14 Haziran 2014
Önce Konak İskelesi’nden vapurla Karşıyaka’ya geçtim. Sevgili Veysel Çolak’a uğramak için. O da atölyedeki çalışmaları için saat ikide (on dört) çarşıda olacaktı. Her Cumartesi saat ikide (on dört) orada oluyor. Bu kez Harun Atak ve Hüseyin Alemdar da gelmiş, çünkü Alsancak Yakın Kitabevi’nde imza programı vardı. Beş şair. Noktürn Yayınlarının beş şairi. Hüseyin Alemdar, Hüseyin Peker, Nuri Demirci, Yusuf Alper ve Harun Atak. Elbette Nuri Demirci’yi ilk kez görecektim.
Orada Harun’dan kitaplar satın aldım, indirimli tabii. Ve şiir sohbeti yaptık kesik kesik de olsa. Hüseyin Alemdar ile geçmişteki anılara döndük. Veysel’i orada bırakıp Harun, Hüseyin ve Selami Şimşek ile Alsancak’a geçmek üzere Karşıyaka İskelesine yürüdük, Yakın Kitabevine geçtik. Orada Nuri Demirci, Hakan Cem vd tanımadığım şair dostlar, şiirseverler vardı. Yine Osman Nuri Aydın da (İstanbul) buradaymış, tanış olduk yüzyüze.
Yusuf Alper de geldi ve saat on altıda söyleşi başladı. Her şair şiiri ve kitabının içindeki şiirlerle ilgili anlatımlarda bulundu. Bir iki soruya cevap verildi. Hüseyin Alemdar bir şiirini uzunca unutamadığı bir anısıyla ama bir dizeden fazla da yazamadığı bir şiiri üzerine kurduğunu, kız kardeşi üzerine olan bu şiir, kardeşin intihar etmesiyle ilgili bir şiir ki, gözlerim doldu. Hüseyin’in de sesi titredi tabii. Onca sene unutamadığı bir dizeyi uzunca bir şiir olarak yazmış, okudu bize, etkiliydi tabii.
Yusuf Alper de kitabında geçen şiirler üzerine konuşurken intihar ve şiir üzerine konuştu, iki şiirinin Kıbrıs’ta yazıldığını ve yaşadıklarından, intihar olayından yola çıkarak yazdığını söyledi. Orada tabip olarak bulunduğu için (asker) hasta ile yüzyüze geldiğini anlattı.
Güzel bir gündü.
Söylemeyi unuttum, önce Konak’ta KİTAPSAN’a uğramıştım. Gözüme Nurullah Ataç’ın Şiir Daima Şiir (Ataç’ın Şiir Yazıları) adlı kitap ilişti. Kalın da bir kitap, onca yazısını okumuştum ama… altıyüz sayfadan fazla, kendi kendime dedim ki “bak, bir daha böyle toplu şiir üzerine yazılar bulamazsın, pahalı da olsa al, okudukların olsa da, bir daha okursun al” git-gel oldu bir içimde, ama aldım. İyi ki almışım. Sevgili Şerife Çağın derlemiş, güzel bir giriş ile başlıyor, yine yazılarda adı çok geçen şairlere göre de bölümlendirilmiş, bir şair için topluca bakabiliyorsun yazılara; örneğin hemen Orhan Veli ile ilgili olanları okumaya öncelik verdim.
(Şerife Çağın, Şiir Daima Şiir, Dergah Yayınları, 1. Baskı Nisan 2013)
15 Haziran 2014
Ataç’ın Şiir Yazıları’nı okuyorum. Orhan Veli ile ilgili bölümdeki yazılarını okumuştum geçen ay, ne çok ortak cümleleri var Ataç’ın Orhan Veli ile. Orhan Veli ile aynı kaynaktan beslenmişler, ya da Orhan Veli Ataç’ı iyi takip etmiş. Ama hemen söylemeliyim bu kaynak Fransız şiiri tabii.
Cumhurbaşkanı adayı açıklandı CHP ile MHP ortak adayı ve bazı diğer muhalefet partilerince desteklenecek bir aday: Ekmeleddin İhsanoğlu. Kimse tanımıyor, bilmiyor, Mısır’da büyümüş, okumuş. Bir ara tanıtım yazılarında Nazım’ın şiirlerini Arapça’ya çevirdiği geçti ama tepeden tırnağa ABD reçetesi belli ki… O uzun adamdan kurtulmak için bir arayış; denize düşen yılana sarılır örneği… Her muhalefet kendi adayını çıkarsa zaten kazanamayacak CHP veya MHP, acaba, birlikte bir aday ile girseler, acaba kazabilir miyiz?! deneyişi…
16 Haziran 2014
Elimde Çağdaş Türk Dili dergisi Aralık 2007 tarihli dergi var. Tuncer Uçarol’un Güncesi’ni okuyorum, Güncede Abdülkadir Budak’ın Ahşap Anahtar adlı kitabını yazmış. Abdülkadir’in bir kitabını okuyunuz size kendini tanıtır, yani şiirini tanırsınız ve diğerleri de o tanıdığınız şiirden farklı değildir aslında.
Sayın Tuncer Uçarol, 6 Nisan, saat 11.35 tarihli güncesinde Abdülkadir’in şiirine kendi yaklaşımını da sunuyor, sadece okumakla kalmıyor, şiire giriyor ve daha derin bir yaklaşım sunuyor bize.
“Verandaya giren nisan güneşi altında, önceden okuduğum şiirlere şöyle bir bakıyorum. “Babam ve Rüya”dan iki dize daha imledim güzel diye (s 19):
“Demli bir çay söyledim kırların garsonuna
Ne güzel yanlışlıktı, sevgiliyi getirdi.”
Bu parça güzel, güzel; ama buradaki düşleklikte (sevgili birden çıkıp geliyor eski buluşulan yere) bir kasabalılık var yine… Sevgiliyle ilgili bu anlatım, sanki “demli bir çay”dan, “garson”dan daha başka kavramlarla yapılsaydı çok daha şiirli olacaktı.
Örnek!
Bizim bahçedeki leylak bu yıl çok güzel açtı. Bu güzel çiçeğin içinden Budak’ın o çok sevdiği ünlü ad da geçiyor. Çok da güzel kokuyor leyla’k. Yanına yaklaşınca o güzel esansını duyabiliyorsunuz.
Sevgiliyi yanlışlıkla geçmişten getiren (dışarıda, camların dışında birkaç gündür rüzgâr da var) bir leylak kokusu da olabilirdi örneğin, yukarıda sözünü ettiğim “garson”lu parçada.” agd s 551
21 Haziran 2014 Ankara
Bir düğün nedeniyle Ankara yolculuğu yaptım. Sadece düğün değildi meramım güzel bir dost ile şiir de konuşmaktı, konuştuk. Önce İmge’ye uğradım M. Göllü ile ayaküstü memleketten, Kızılot’tan (Kızılot Mehmet’in köyüdür)konuştuk. Kitabevinin şiir bölümüne baktım uzunca. Bu yolculuktan, yaşadıklarımdan bir şiir çıkıp geldi; tabii uzunca Ankara-Afyon kırının havası hakim olan bir şiir!
29 Haziran 2014 Kuşadası
Sealıght Resort Hotel’deyim.
Alp, Elif, Kerem, Ayşe ve ben birlikteyiz. Uzunca yıldır bayramlarda evde birleşebiliyorduk, bu kez dışarda ilk kez birlikteyiz.
Hava sıcaklığı oldukça normal Kuşadası’nda. Bu tür otellere kolej yıllarımda çağrılı gitmiş, yemek yeyip bir gün yatarak kısa da olsa tanımaya çalışmıştım. Yıl boyu çalışan birinin böyle bir yerde on beş gün tatil hakkı olmalı. Rahatlatıcıdır.
Yanıma okumak için Şiir Daima Şiir’i almıştım. İyi etmişim. Ayrıca Hüseyin Alemdar’ın Şifalı Taşlar kitabı ile Metin Altıok’un Soneler kitabı da yanımdaydı. Birer kez okudum tekrar. Benim işim güneşlenmek, denizde ya da havuzda yüzmek olmadı, okumak oldu kıyıda köşede serince bir yerde. Kuşadası oldukça büyümüş, uzun yıllar önce iki üç kez uğramıştım, hatta yamaya kalmıştım birkaç günlüğüne.
Şöyle bir düşünce sardı beni: Ataç’ın Şiir Daima Şiir’ini (Ataç’ın Şiir Yazıları) şiir diyen herkes mutlaka okumalıdır.