1 Aralık 2014 Pazartesi

Günce, Kasım 2014

20 Kasım 2014

Metin Demirtaş ağabeyi yakınlarda yitirdik. Toprağı bol olsun.

Ben Antalya’dan ayrılınca çok da bir araya gelemez olmuştuk. Bir ara mailleştik, sonra o da azaldı. Bir de ben şiir konuşmaktan uzak durdum. Musa Öz bunları bilir.

Varlık dergisinin Kasım 2014 tarihli  sayısında sevgili Nuray Salman’ın bir söyleşisi var. Bu söyleşide beni gerilere götüren sözleri var. Geçmiş yıllarda seslice karşı olduğu bazı düşüncelerinin değişmiş olduğunu gördüm. Kırk Toplumcularını sever, onları önde tutardı. İkinci Yeni’yi ise eleştirirdi. Kapalı bulurdu vs. Şimdi söyleşiden alacağım bölüm bu eski tavrının değiştiğini gösteriyor.

“Her kuşağın önemli şairleri vardır.  40 Kuşağının, İkinci Yeni’nin, 60’lı yıllar, 70’li yıllar, 80’lerin  önemli şairleri vardır. Muzaffer İlhan Erdost’un İkinci Yeni şiiriyle ilgili yazdıklarını geç algıladım. Buna biraz da rahmetli ışık içinde yatsın Asım Bezirci’nin toplumcu şiiri kabalaştırıcı yazıları neden oldu diyebilirim. Asım abimiz Ece Ayhan’ı önemsemezdi.” agd S 50

Yukarıda anlaşılacağı üzere, aslında, İkinci Yeni’yi tam anlamış değildi onca şiir birikimine rağmen, onca yabancı şiiri ezbere bilmesine rağmen. Tam da dediği gibi Asım Bezirci’nin savları doğrultusunda, biraz da “kaba gerçekçilik” diyeceğimiz bir görüsü vardı. Demek, sonradan bu düşüncelerinde değişim olmuş. Onca şiir üzerine konuşmalarımızda İkinci Yeni şiirinin dilini eleştirir, kapalı bulurdu. Değişmiş.

25 Kasım 2014

Enver Gökçe üzerine okumalar yapıyorum. Enver Gökçe şiiri ve Halk şiiri ilişkisi üzerine okumalar yapıyorum. Okumalarım sırasında on kadar yazardan okuma yaptım, iyileri bence İlhan Başgöz ve Vecihi Timuroğlu’nun yazılarıydı. Yine Mehmet Ergün’ün yazısını da eklemeliyim. Diğerleri ordan burdan toplama ve derinliği olmayan yazılardı.

İlhan Başgöz yazısı, Enver Gökçe şiirinin kaynaklarını çok güzel ortaya koymaktadır. Halk şiiri ve Divan şiirinden nasıl yararlandığının adeta bir resmi  gibi. Sonuçta şunları buraya almalıyım:

“Enver, halk türküsünün yalın anlatımını ve arı Türkçesini bulmuştu.”

“Divan şiiri Enver’e sözcükteki şiir yükünü bulmada çok yardım etti.”

“Dede Korkut’u okudu. Sanatçı sezişi ile hemen ondaki yinelemenin, iç uyakların, arı Türkçenin ve bir destan soluğu içinde verilen yalın insan duygularının tadına vardı.”

“Şiir yüklü yoğun sözcükler seçmede, bunları dizelemede, destelemede Enver bu geleneklerin hepsinden fayda gördü.”

Bu tespitler detaylarıyla görüldüğü zaman Enver Gökçe’nin şiiri ortaya çıkar.

Vecihi Timuroğlu’nun örneklemeli yazıları var. Üç yazısını okudum. Tadımlık olsun diye onlardan da şunları aldım:

““Eğin türkülerini özümsedi. O türkülerin ezgilerindeki deyiş özelliğini, kendi deyişine kattı.”

“Enver Gökçe, özlemleri, acıları, gurbetleri, sevdaları, kimliklerinden sıyrılıp insana özgü kılmayı başaran nadir şairlerdendir. Halk türkülerindeki duyarlığa bu yüzden değer vermiştir. “Sallan da gel boylarına bakayım”, “Ak gerdanına beşibirlik takayım”, “O yârin göğsüne bir ak gül taksam”, “İndim has bahçeye güller sokundum” gibi dizelerden, “Saçlarına Kızıl güller takayım Salın da gel, Bir o yana bir bu yana” dizelerini süzmüştür.“

“Eğin havalarından da başka türkülerle ağlayan bir yürek vardır onda.”

*

“İstemiştir ki şiirleri, Hoyrat gibi (cinaslı manilerin ezgili söylenişleri), Ala gözlü gibi (Eğin’de söylenen 11’li maniler, )Bozlak gibi (Orta anadolunun uzun havası, mızılamak, buzulamak) ezgiyle söylensin. Bu yolla, yaygın ve etkin vurucu bir şiir yaratmış olacaktır.”

“Ezgiye dayalı bir şiiri yeğlediğinden, şiirselliği, dizede değil de, daha geniş bir koşuk biriminde arıyor.” 

“Enver Gökçe, şiirsel ögeyi yitirmeden ideolojiyi şiire yayan bir şairdir.”

21 Kasım 2o14

21 Kasım 2014 tarihli Aydınlık Kitap dergide Haldun Çubukçu’nun bazı seçici kurul üyelerine haklı bir eleştirisi var. Şöyle diyor:

“Bilmem kaç kitap yayımlamış kaç ödül mekanizmasının seçici kurul üyesi, geride uzun yıllar bırakmış edebiyatçı kadın ya da erkek…Ne anlatıyorlar? Kaçının gerçekten anlatmaya  ve dolayısıyla okumaya değer hikâyesi var? Ustalığın sadece birazcık uzun bir cümle kurma ve onu da mümkün olduğunca yanlış kurmama edimine indirildiği bir edebiyat ortamında anlatılanlarda dünya görüşünün payı, kapsamı, niteliği ve önerilmesi nicedir? Kıymeti nedir? Var mıdır dahası?” s 3

Bu tür üyelerin seçici olduğunu düşünelim ve sonuca bakalım. Eh, haklıdır.

28 Kasım 2014

Melih Cevdet, şiir tanımlamalarına karşı çıkar. Hatta Ali Nihat Tarlan’ın tanımlamasını anar ve orda “Çıkar yol, şiiri tanımlamaktan vazgeçmektir” der. Ekler: “Tanım akıl işidir. Şiir ise akıl dışıdır.” (s 155)

“Edebiyatçılarımız ne diyorlar?” Mustafa Baydar, 1960 yılı basımı kitabın 80 TL, ya da 60 TL olarak satışa sunulduğunu öğrendim. Oysa bir sahafta 12 TL fiatla satışta. Eğer şu Sahaflar, satış  ödeme işi ve kargo işini bir yoluna koysalar… Bu kadar fiat farkı bu ülkenin nasıl yönetildiğini de göstermiyor mu?

28 Kasım 2014

Aşağıda sunduğum tadımlık yazı “Enver Gökçe ve Halk kültürü” adı ile hazırladığım, okuma notlarımdan. Bilindiği gibi Enver Gökçe, Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan Abdal ve  diğer ozanlar  ile halk türkülerinden, hatta Divan şiirinden yararlanmıştır. Örnekler:

Köroğlu: 

“Bi hışımla

Geldi geçti

Şu dağları ,

Deldi geçti

Kim?

Kim?

Kim?

Kim?

Kim olacak ?

Yusuf

Yusuf.” Yusuf  İle Balaban Destanı E. Gökçe, S 16

“Bir hışımla geldi geçti peh peh peh

Kiziroğlu Mustafa Bey hey hey heeey

Şu dağları deldi geçti

Ağam kim paşam kim

Hanım kim nigar kim

Kim kim kim kim

Kiziroğlu Mustafa Bey bir beyin oğlu zor beyin oğlu” Köroğlu

*

Karacaoğlan:

“Kırmızı parıltılı ve narin

Bir kiraz dalı

Irgalandı

Has bahçenin içinde” Uy  Kirpi Kız Kirpi, E. Gökçe s 19

Buradaki “Has bahçe”  söz öbeği hem masallarda hem türkülerde geçer: “Has bahçe”, masal motifidir. Böylesi motifler salt bir deyiş ögesi olarak kullanılmamışlardır. Bir bilinç ürünüdür. “Has bahçe”, padişahların mülkiyetindedir. İçine karınca sızamaz, üstünden kuş uçmaz.” diye yorumlar Vecihi Timuroğlu.

“Bülbül havalanmışyüksekten uçar

Has bahçe içinde yârim var deyi”    Karacaoğlan.

*

“Ne yalan bu dünya,

Ne insan fani…”   Vatandaş, E. Gökçe s 31

“Şu yalan dünyaya geldim giderim

Gönül senden özge yar bulamadım”  Karacaoğlan

“Karac'oğlan, dünya fâni,

Toprak emer tatlı canı.

Hastalandım, ilâç hani?

Bir acısız ölüm de yok.”   Karacaoğlan

 “Şu yalan dünyaya geldim geleli

Tas tas içtim ağuları sağ iken

Kahpe felek vermez benim muradım

Viran koydu mor sümbüllü bağ iken” Karacaoğlan

*

*

Yunus Emre:

“Baş açık, yalın ayak, ardı arkasına

Ümitten gayrı ekmekleri yoktur.” Bir İhtiyar, E. Gökçe s 44

“Dağlar ile taşlar ile

Çağırayım mevlam seni

Baş açık ayak yalını

Çağırayım mevlam seni” Yunus Emre

“Baş açık yalın ayak ben divana durdum

Şerha şerha kattım ol tez iktidarım

Derem derem bir yudum su ver” Şah Hatayi.

*

Pir Sultan Abdal:

“Ne yalan bu dünya,

Ne insan fani…”   Vatandaş, E. Gökçe s 31

 “Şu yalan dünyaya geldim giderim

Gönül senden özge yar bulamadım

Yaralandım al kanlara belendim

Elimin kanını yur bulamadım” Pir Sultan Abdal

*

“Çıksam, çıksam dağ olsa da yücesine” 39 Harbi, E. Gökçe s 55

 “Çıktım yücesine seyran eyledim

Gönül eğlencesi küstü bulunmaz

Dostlar bizden muhabbeti kaldırmış

Hiçbir ikrarında ahdi bulunmaz”   Pir Sultan Abdal

*

Halk Türküleri:

“Ve Keban Dedikleri Bir küçük  Şehir

Yediğim Ağu da İçtiğim zehir Oy kurban Ölem Ben ölem” E. Kökçe, Keban Dedikleri s 75

Eğin dedikleri (De gurban) küçük bir şehir (Ölem ölem)Ana ben cahilim (Nedem kurban) çekemem kahır.Yediğim içtiğim (De gurban) ağuyla zehir (Ölem ölem) Engel yavrum engel canım Eğin'li misin Sılaya gelmeye yavrum yeminli misin.

Erzincan/Kemaliye(Eğin)-Mustafa Özgül-Mustafa Özgül *

“Munzurun başı kar ile duman”

“Bu belalı başınan

Kime gidem yavri” E Gökçe s41

*

“Erzurum dağları da kar ile boran” Halk türküsü

*

“Attığım kurşunlar gitmezdi boşuna”

“Şimdi kurşunlar iner taze leşime”

“İki kere kesemden everdiğim” E. Gökçe 36

İnce Mehmet ne yaptıydım ben sana

İki kere everdiydim kesemden

Eğer yerlerime sen vurulaydın

Ölesiye yatamazdım tasamdan”   İnce Memed Türküsü  Ruhi Su

“28 Nisandı Yavri Hey! Ham Meyveyi kopardılar Dalından” Turan Emeksiz, E. Gökçe s 62

“Ham meyveyi kopardılar dalından

Beni ayırdılar nazlı yarimden”  Halk türküsü (Yozgatlı Ziya’a ağıt)

*

Enver Gökçe’nin Divan şiirinden yaralandığını geçen ay yazmıştım, İlhan Başgöz’ün yazısını paylaşmıştım. Yukarıdaki metinle şu bölümü de okumakta yarar var:

“Divan şiirinin etkisi Enver'de kolay sezilmez. Bunun nedeni genç kuşakların Divan şiirini iyi bilmemeleridir. Halbuki, bu şiirin ses ve söz dünyasını iyi tanıyanlar, Enver'in bu yanını anlamakta güçlük çekmezler. Enver «gönlümüzce», «evvel madde, ahir fikir», «şol aklı bilmezlenenler», «hayal etmesi zor», «ben berceste mısraı buldum» derken sadece Divan şiirinin usta söyleme geleneğini yansıtmaz, onun sözcükleri ile de konuşur. Divan şiiri Enver'e sözcükteki şiir yükünü bulmada çok yardım etti. Bir bilmece oyunu kurmuştuk. Divanları tarar, karşıdakinin görmediği, bilmediği bir çiftdize (beyt) ayırırdık. Ondan en güzel sözcüğü çıkarır, birbirimizden bu sözcüğü bulup yerine oturtmasını isterdik. Aruzun yardımı ile oraya yakışan bir sözcük bulmak kolay olurdu. Ama tek bir söz vardi ki, o gelip, yüzük taşı gibi yerine oturmadıkça, «şah beyit» şahlığını bulamazdı. Burdan yola çıkıp, şiir yükü yoğun sözcükler aradık. Köy adlarında aradık, haritalarda aradık. En çok pınar adlarında bulduk. Alim pınarı, Gülüm pınarı, Kekik pınarı, Yavşanlı pınar, Kanlı pınar... Bunları yan yana koymak bile coğrafyamızdaki güzelliği görmeye yetiyordu. Enver'in şiirine, «Aydın tütün tarlaları, Manisa bağları, Karadeniz'in Rumelikarı tütünü» bu aramadan geçerek girmiştir.”

Not: Çalışmamın tamamı gözden geçirilerek bir metin olarak ilerde bir dergide yayımlanacaktır. Bu bölümleri tadımlık olarak sundum bu ay içinde yapılan okumalarımdandı, o nedenle.

29 Kasım 2014

Karşıyaka Belediyesi Çarşı Kültür Merkezinde Enver Gökçe şiiri üzerine konuşmak üzere Karşıyaka’ya gittim (İzmir). Veysel Çolak Şiir Atölyesi üyeleri arkadaşlarımla Satranç Kafe’de buluştuk. Yine gündem şiir, şair, dergi vd idi. Günlük haberler de girdi tabii ki araya. Tuğrul Keskin’in imza günü vardı Yakın Kitabevi’nde. Bazı arkadaşlar oraya gitti. Fatma Aras Iğdırlı olunca ki, Tuğrul da hemşehrisi kalkıp gitti, isteyenlere kitap getireceğini söyledi. Yusuf Alper’in yazdığına göre oldukça kalabalıkmış ve Yusuf,  aldığı kitabı bile uzunca beklediği halde imzalatamamış. Bu sevindirici bir haber şiir adına.

Biz de saat 17.00’de Çarşı Kültür Merkezinde, Aslıhan Tüylüoğlu’nun sunumu ve Veysel Çolak’ın konuşmasıyla programı başlattık.

Bu ara Enver Durak kardeşim bana hemşehrim Muhittin Bilgin’i tanıttı, tanıştırdı, çok mutlu oldum. “Tanıklarıyla Deyimler Sözlüğü” çalışması varmış ve Dil Derneği Ödülü’nü almış, elinde bir gazete, Doğan Hızlan köşesinde bu Derleme Sözlüğünden söz ediyor. Çok sevindim, mutlu oldum.

Elimde Melih Cevdet Anday’ın Göçebe Denizin Üstünde, Cem Yayınevi, İstanbul 1970

Sahaftan aldım 5 TL oldukça temiz.

Bu bloğun okurları bilir, Melih Cevdet’i çok severim, şiirini, düzyazılarını haz alarak okurum. Çokça yeni yazılara Melih Cevdet’in yazılarından gitmişimdir, onun andığı yazıları ve kitapları bulup edinmişimdir. Bence Cumhuriyet döneminin eşsiz bir yazarıdır.

“Göçebe denizin üstünde. Farkında değiliz.

Taşın sesi insan sesine benziyor.” S 7

Adam Yayınları’nda çıkan ilk ciltteki ilgili bölümle şiirleri karşılaştırdım, Cem Yayınevindeki kitapta daha çok şiir var. İçim cız etti. Demek ki, bazı şiirleri acaba Nasrettin Hoca’nın hikayesi  gibi kesip kesip yıldız mı ediyorlar! Bir kitabın ilk baskısı aslolan değil mi? Ve eksiksiz ve tam olan…

Kasım 2014’te çıkan bir şiir kitabı da Y. Seferis’in “Mithistorima” adlı kitabı. Yunanlı yazar bildiğiniz gibi Urla’da büyümüş, sonraki yıllarda da görevli olarak Ankara’da görev yapmış. Adını ilk kez duyduğum bir çevirmen Ari Çokona. Gördüm ki Yunan Edebiyatı üstüne kalın bir kitabını da gördüm. Severek okuyacağım Y. Seferis’i (İstos Yayın, İstanbul 2014).