M.C. Anday
Güzel duygular, soylu düşünceler bir insanı elbette yüceltir, ama yalnızca bunlarla yola çıkmak, şiire varmamızı gerçekleştirmez. Çok bilinen bir sözün yinelenmesi olacak , ama söylemekte genç ozanlar için yarar görüyorum, bütün sanatlar gibi şiir de bir “biçim” işidir, biçimini bulamamış biri şiir, istediğince güzel duygular, soylu düşünceler içersin, şiir olma niteliğine varamaz.
Valéry genç ozana, “Sen kafesini yap, kuş nasıl olsa gelir” demişti. Bu sözü anımsattığım genç Fransız ozanı bana, “Kuş ya gelmezse?” sorusunu yöneltmişti. Ben de ona, “Siz de kafese biraz ekmek kırıntısı atarsınız” şakasını yapmıştım. Burada söylemeden geçemeyeceğim, şiirin biçim ve içerik olarak bölünmesi anlayışı, bana hep yabancı kalmıştır. Çünkü bu anlayış, güzel duyguları, soylu düşünceleri iyi bir biçime sokmanın şiir demek olduğunu sanısını içerir. Şiirde böyle bir ikilik yoktur, demek şiir sanatı bu iki ögeyi birleştirme becerisi değildir. Düzyazının işidir bu. İyi yazılmış düzyazı, içerdiği düşünceyi dikkatsizce yazılmış bir düzyazıya göre elbette daha iyi iletir ve… kendisi aradan çekilir. Ama yapısı gözümüzün önünden kaldırılmış bir şiir, hiçbir güzel duygu ve soylu düşünce bırakmaz ortada, tümden çeker gider. Şiir kendisidir, o kadar. Bir şiiri “anlatma”yı hiçbir zaman başaramayışımızın nedeni budur.
Daha da açarsak, her şiir, şiir üstüne eleştirel bir görüştür.
Melih Cevdet Anday, Aldanma ki, Remzi kitabevi, s46
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder